Sepetim (0) Toplam: 0,00 TL

Karl Marx Özgürlük İçin Savaştı

Kevin B. ANDERSON

Çeviri: Ümit Şenesen

     Siyahlara yönelik ırkçı uygulamalara ve George Floyd cinayetine karşı öfkenin kitlesel isyana dönüştüğü günlerde Amerikalı yazarımız Kevin B. Anderson, Afrikalı siyahların köleleştirilmesinin tarihine eğilen ve Marx’ın kölelik karşısındaki tutumunu sergileyen bir yazı yazdı. 12 Haziran 2020’de  "Jacobin”de (https://jacobinmag.com) yayımlanan bu dikkat çekici yazıyı okurlarımızla paylaşıyoruz.

Muhafazakârlar Karl Marx hakkında yalanlar yayıyor. Marx, köleliğe karşı tutarlı bir mücadele yürütmekle kalmamış, kölelikle savaşmak için örgütlenen herkesin çabalarını desteklemişti.

     Geçtiğimiz yıl, köleleştirilmiş ilk Afrikalıların Virginia’ya getirilişinin 400. yıldönümüydü. Bu gaddarca olay şu sıralar derinlemesine ve ayrıntılarıyla tartışılmaktaysa da, ana akım medyada pek az kişi, Yeni Dünya’nın modern kölelik biçiminin her şeyden önce kapitalizme özgü bir karakter taşıdığından söz ediyor. Oysa Marx’ın sermaye eleştirisinde ve kapitalizm ile kölelik hakkındaki kapsamlı tartışmalarında bu konu hep işlenir.

     Marx, Avrupalıların on altıncı yüzyılın başlarında Karayipler’de Afrikalılara yönelik olarak başlattığı büyük ölçekli köleleştirme faaliyetini, Roma ya da Arap köleciliğinin bir tekrarı olarak değil, yeni bir şey olarak gördü.  Söz konusu köleleştirme faaliyeti, değer üretiminin tam anlamıyla modern olan toplumsal biçimini zorbalığın eski biçimleriyle bir araya getirmişti. Marx, Kapital’in bir müsveddesinde, köleciliğin, “mübadele değerinin, üretimin belirleyici öğesi haline geldiği” bir “kapitalist üretim durumunda… en nefret uyandıran biçimine” ulaştığını yazmıştı. Mübadele değerinin belirleyici hale gelmesi, işgününün sınırsızca uzatılmasına, köleleştirilmiş insanların tam anlamıyla ölümüne çalıştırılmasına yol açar.

     İster Güney Amerika’da ve Karayipler’de, ister ABD’nin güneyindeki plantasyonlarda olsun, kölelik, modern kapitalizmin çeperindeki değil, merkezindeki bir unsurdur. Genç Marx’ın, Komünist Manifesto’dan iki yıl önce, 1846’da, Felsefenin Sefaleti’nde kuramsallaştırdığı gibi:

     En az makineler, kredi vb. kadar, doğrudan kölelik de, günümüz sanayiciliğinin ana eksenidir. Kölelik olmasaydı pamuk, pamuk olmasaydı modern sanayi olmazdı. Sömürgeleri değerli kılmış olan şey köleliktir; dünya ticaretini sömürgeler yaratmıştır; dünya ticareti de büyük ölçekli makine sanayisinin olmazsa olmaz koşuludur. Dolayısıyla kölelik çok önemli bir iktisadi kategoridir.

     Kapitalizm ile kölelik arasındaki bu tür bağlar Marx’ın bütün yazılarına sinmiştir. Ama o, köleliğe direnmenin farklı biçimlerinin antikapitalist direnişe nasıl katkıda bulunabileceğini de ele almıştır. Bu söylediğimiz şey, kölelik karşıtlığı davasını tutkulu bir şekilde savunduğu ABD İç Savaşı öncesinde ve sırasında özellikle geçerliydi.

     Marx’ın ele aldığı direnme biçimlerinden biri, köleleştirilmiş Afrika kökenli Amerikalıların direnme biçimiydi. Sözgelimi, köleliğin kaldırılmasının köktenci savunucusu John Brown’ın komutası altındaki kölelik karşıtı siyah ve beyaz militanların Harpers Ferry’deki cephaneliğe yaptıkları efsanevi 1859 saldırısını çok ciddiye almıştı. Bu saldırı, militanların beklediği köle ayaklanmasını başlatamamış olsa bile, Marx, bunun geri dönüşü olmayan çok önemli bir olay olduğu konusunda, köleliğin kaldırılmasını isteyen başkalarıyla aynı görüşteydi. Ama buna ek olarak, hem Rus köylüleriyle uluslararası bir karşılaştırma yaptı hem de köleleştirilmiş Afrika kökenli Amerikalıların kendi eylemliliklerinin ve devam eden kitlesel ayaklanma potansiyellerinin altını çizdi:

     Bence, bugün dünyada gerçekleşmekte olan en önemli şey, bir yandan, Brown’ın ölümüyle Amerika’daki köleler arasında başlayan hareket, öte yandan, Rusya’daki kölelerin hareketidir … Az önce, Missouri’de yeni bir köle ayaklanmasının gerçekleştiğini [New York Daily] Tribune’da gördüm; elbette bastırılmıştı. Ama işaret fişeği atılmış durumda.

     Anlaşıldığı kadarıyla, Marx, bu dönemeçte, kitlesel bir köle ayaklanmasında, köleliğin kaldırılmasının anahtarını ve belki de kapitalist düzenin kendisinin hedef alınması açısından bundan daha fazlasını görüyordu. Hemen ardından, Güney ortaklığı bozduğunda ve İç Savaş patlak verdiğinde, Kuzey’in davasını desteklemeye başladı; ama bu arada, köleliğin kaldırılması ya da siyahlardan oluşan birliklerin kurulması doğrultusunda harekete geçmek bir yana bunları savunmak konusunda bile başlangıçta tereddüt etmesi nedeniyle Lincoln’e ateşli saldırılarda bulunmuştu.

     Savaş sırasında, ABD’de değil ama Britanya’da, kapitalizme ve köleliğe direnmenin ikinci bir biçimi ortaya çıktı. Bu ülkenin egemen sınıfları cumhuriyetçi yönetim deneyindeki başarısızlığı nedeniyle ABD’yle alay ederken, hatta halktan biri olan Lincoln’ü görgüsüzlükle suçlarken, Britanya işçi sınıfı olup bitenlere farklı bir gözle bakıyordu. Aşılması güç mülkiyet engelleriyle karşı karşıya olan ve haklarını almak için hâlâ mücadele eden işçiler, ABD’yi, özellikle Kuzey’in köleliğin kaldırılmasını benimsemesinden sonra, demokrasinin o dönemde var olan en geniş biçimi olarak görüyordu.

     Marx’ın çeşitli yazılarında belirttiği gibi, Britanyalı işçilerin örgütlediği kitlesel gösteriler, hükümetin Güney’in tarafını tutarak müdahale etme girişimlerinin önüne geçilmesine yaradı. Britanyalı işçiler, bu muhteşem proletarya enternasyonalizmi örneğini yaratırken, çeşitli siyasetçilerin, Kuzey’in ablukalarının pamuk arzını sınırlandırarak Lancashire’daki tekstil işçileri arasında yığınsal işsizlik yaratmasını gerekçe göstererek Kuzey’e yönelik düşmanlığı kışkırtma girişimlerini boşa çıkardı. Marx’n 1862’de New York Tribune’daki bir yazısında dile getirdiği gibi,

     Britanya işçi sınıfının büyük bir bölümü Güney’in abluka altına alınmasının sonuçları nedeniyle doğrudan doğruya ve ciddi sıkıntılar yaşarken; başka bir bölümü de Amerikan ticaretinin, söylenene göre [ABD] Cumhuriyetçilerin[in] bencilce “koruyucu politikası” nedeniyle daralmasından dolaylı biçimde zarar görürken, … bu koşullar altında, yalın adalet, Britanya çalışan sınıflarının sağlam tutumuna saygı duymayı, hele yetkili ve varlıklı İngilizlerin ikiyüzlü, tehditkâr, korkakça ve aptalca davranışlarıyla karşılaştırıldığında daha da çok saygı duymayı gerektirir.

     1864’te Birinci Enternasyonal kurulmuştu ve bunun ilk eylemcilerinin pek çoğu kölelik karşıtı gösterilerin düzenleyicileri arasından gelmişti. Kölelik karşıtı bir işçi sınıfı hareketi, bu anlamda, Marx’ın yaşarken başını çekeceği en geniş sosyalist örgütün kurulmasına yardım etmişti.

     Savaş sona erince, eski köle plantasyonlarının 160 dönümlük parçalara bölünüp birer katırla birlikte eski kölelere dağıtılmasını da öngören Köktenci Yeniden Yapılanma ABD’nin gündemine girdi. Marx Kapital’in 1867 tarihli önsözünde bu gelişmeleri kutladı: “Köleliğin kaldırılmasından sonra, gündeme, sermaye ve toprak mülkiyeti ilişkilerinin dönüştürülmesi giriyordu!” (Kapital, Cilt I, çev: M. Selik, N. Satlıgan, Yordam Kitap, 2020, s. 20.) Bu gerçekleşmedi, çünkü söz konusu önlem ABD Kongresi’ndeki ılımlı güçlerce engellendi.

     İç Savaş’ın şafağında, Marx, kapitalizme ve köleliğe, ama aynı zamanda yine ABD’nin içindeki ırkçılığa karşı üçüncü bir direnme biçimini tartışmıştı. Ona göre, yasalara göre özgür olan beyaz emeğin yanındaki yüzlerce yıllık siyah köle emeği, hem kentlerde hem de kırda, çalışanlar arasında devasa bölünmeler yaratmıştı. İç Savaş bu bölünmelerin iktisadi temelinin bir bölümünü ortadan kaldırarak yeni olanaklar yarattı. Marx, yine Kapital’de, bu olanakları gözle görülür bir hoşnutlukla tartışırken, ırk-sınıf diyalektiği hakkındaki en dikkate değer cümlesini de yazdı (italik cümle):

     Amerika Birleşik Devletleri’nde, kölelik kurumu cumhuriyetin bir bölümünü çirkinleştirmeye devam ettiği sürece, her bağımsız işçi hareketi kötürüm kaldı. Siyah derili emeğin damgalandığı yerde, beyaz derili emek kendisini kurtaramaz. Ama köleliğin ölümünden yepyeni bir yaşam doğuverdi. İç savaşın ilk meyvesi, lokomotifin dev adımlarıyla Atlantik’ten Pasifik’e, New England’dan Kaliforniya’ya uzanan sekiz saat mücadelesi oldu. Baltimor’da (Ağustos 1866’da) toplanan Genel İşçi Kongresi şunu ilan etti: “Bu ülkenin emeğini kapitalist kölelikten kurtarmak için şu anda ihtiyaç duyulan ilk ve en önemli şey, Amerikan Birliği’nin bütün eyaletlerinde normal iş gününün 8 saat olmasını sağlayacak bir yasanın çıkarılmasıdır. Bu şanlı sonuca ulaşılıncaya kadar bütün gücümüzü harcamaya kararlıyız.” (Kapital, Cilt I, a.g.y., s.292.)

     1866’daki sendika önderlerinin, kapitalizmi doğrudan doğruya hedef tahtasına koymaya istekli oldukları kesindi; bu, ABD’de daha sonra pek görülmeyen bir şeydir. Ne var ki, Marx’ın ırklar arası sınıf dayanışması hayaline, beyaz sendikaların siyah işçileri tam üyeliğe kabul etmek konusundaki isteksizlikleri nedeniyle, o dönemde erişilemedi. Marx’ın zihninde canlandırdığı ırklar arası dayanışma türü, o günden bu yana birkaç kez, hepsinden önemlisi 1930’lu yıllardaki kitlesel sendikalaşma hamleleri sırasında, büyük ölçekli bir şekilde ortaya çıktı.

     Köleleştirilmiş Afrikalıların Virginia’ya ilk gelişlerinden dört yüz yıl sonra, Afrika kökenli Amerikalılar, kitlesel olarak hapse atılma, hem barınmada ve hem de istihdamda kurumsallaşmış ırkçılık ve büyüyen bir servet uçurumu koşulları altında, köleliğin kalıntılarına maruz kalmayı sürdürüyor.

     Aynı zamanda, tarihimizdeki en gerici ve en emek karşıtı yönetimle, orta sınıfların ve çalışan sınıfların farklı kesimlerinden destek almak için en iğrenç ırkçılığı ve kadın düşmanlığını besleyip büyüten bir yönetimle karşı karşıyayız. Bunların ışığında, Marx’ın “Siyah derili emeğin damgalandığı yerde, beyaz derili emek kendisini kurtaramaz” deyişi, bugün de 150 yıl önce olduğu kadar geçerli bir düsturdur.

Kevin B. Anderson kimdir?

Kaliforniya Üniversitesi’nde siyaset bilimi, sosyoloji ve feminist çalışmalar profesörüdür. Marx ve Engels’in tüm yapıtlarını eksiksiz yayımlamayı amaçlayan Marx-Engels Gesamtausgabe (MEGA) Projesi’nin yürütücüleri arasındadır. Anderson’ın Lenin, Hegel ve Batı Marksizmi (çev. Ertan Günçiner, 2014), Marx Sınırlarda (çev. Deniz Gedizlioğlu, 2018) kitapları Yordam Kitap tarafından yayımlanmıştır.



Kapat