| BAĞIMSIZ SOSYAL BİLİMCİLER: KÜRESEL KRİZ KAPİTALİZMİN TA KENDİSİDİR! |
| "IMF Gözetiminde On Uzun Yıl" ve "2008 Kavşağında Türkiye" adlı çalışmaları Yordam Kitap tarafından kitaplaştırılan Bağımsız Sosyal Bilimciler, bir bildiri yayınlayarak, yaşanan krizi değerlendirdi. "Küresel Kriz Kapitalizmin Ta Kendisidir. Krizi Emekçilerin Artan Sömürüsü Ve Ekonomik Bağımlılığı Derinleştirici Neoliberal, Yeni-Sağ Politikalarla Aşma Çabalarına Karşı Durmalıyız" başlıklı bir bildiriyi yayınlıyoruz.
KRİZ EMEKÇİ SÖMÜRÜSÜ İLE AŞILMAYA ÇALIŞILIYOR "Kapitalizm son 70 yılın en ağır bunalımını yaşıyor. Küresel krizin derinleşmesi ve giderek Türkiye ekonomisini de etki altına almasıyla birlikte IMF ile yeni bir "stand by' programı da gündeme gelmiştir. Egemen sermaye sınıfının sözcüleri, yerli ve yabancı sermaye kuruluşlarının öneri ve gözetimi altında kriz ortamını bahane ederek, emeğin zaten sınırlı olan kazanılmış haklarını gerileterek işgücü maliyetlerini düşürmek; böylece bir fırsata dönüştürülen krizi emekçilerin artan sömürüsü ile aşma gayreti içerisindedir. Hükümet böylece, ülkemizde alın teriyle yapılan üretimin insanlarımızın ihtiyaçlarını değil sermayenin ihtiyaçlarını karşılamaya amade edilmesinden başka bir anlamı olmayan neoliberal projeye daha da hız kazandırmak istemektedir. Üstelik, bütün bu olumsuz gelişmeler Türkiye ekonomisinin içerisinde bulunduğu bağımlılık ilişkilerini giderek daha da derinleştirici unsurlar içermektedir. Bu olumsuz gözlemler karşısında Bağımsız Sosyal Bilimciler olarak bir araya gelmiş olan bizler, Aralık 2008'de bir durum değerlendirmesi yapmak ve kamuoyunu uyarmak ihtiyacı duyuyoruz. PARA ÜRETİMDEN KOPUYOR Yaşamakta olduğumuz ve küreselleşme olarak adlandırılan dönem, her şeyin para ilişkisine tabi edilmeye çalışıldığı bir süreci içermektedir. Para ve parasal hareketler, toplumsal ilişkileri tüm boyutlarıyla boyunduruk altına almış, nerdeyse kutsallaştırılmış bir "piyasalar' söylemiyle gündelik hayatımıza kadar sızmıştır. "Piyasalar' salt paranın mantığına tabi oldukça, parayı kontrol eden gruplar da toplumsal yapılar üzerinde belirleyici olmaya başlamışlardır. Para, dünya tarihinde hiç olmadığı kadar üretimden kopmakta, karmaşık spekülasyonlar yoluyla kontrolsüz olarak büyümekte; değer karşılığı olmayan bu kumarvari büyümeyi idare etme çabaları, dünya halklarına iktisadi, toplumsal ve siyasi krizler olarak geri dönmektedir. Küresel düzeyde paranın ve paranın toplumlar üzerinde kurduğu tahakkümün dilini oluşturan neoliberal politikalar ve bu politikaları savunan iktisatçılar, piyasa anarşisinin çılgın despotluğunun, sadece finansal krizlerle değil, aynı zamanda derin toplumsal bunalımlarla da sonuçlandığını unutmaktadırlar. "Serbest' piyasa, toplumların özgürlüğü ve demokrasi için tartışılmaz bir kurum değil, tam aksine insanlığın önemli bir kısmını değersizleştiren, çaresizleştiren bir yabancılaştırma aracıdır. "Serbest' piyasanın, toplumların özgürlüğün ve demokrasi için tartışılmaz bir kurum olduğunu savunmak en yalın anlamıyla piyasaya içkin güç ilişkilerini gözardı ederek doğallaştırmak, piyasaya içkin eşitsizlikleri derinleştirmek istemektir. Dolayısıyla bu söylem, yaşamı emek ve Güney ülkelerinin halkları için daha da çekilmez kılmayı hedefleyen neoliberal siyasi projenin bir uzantısıdır. DÜZENLEYİCİ KURUM DENETLEMESİ BAŞARISIZ OLDU Küresel ekonominin içine sürüklendiği 2007 krizi, kapitalizmin kaçınılmaz krizlerini finansallaşma ile aşma çabasının doğrudan bir ürünüdür. Günümüzde kapitalizm ve uluslararasılaşmış sermayenin genişleyen yeniden üretimi finansal spekülasyonun sanal rantlarına bağımlı duruma gelmiştir. Mevcut krizin aşılması için öne sürülen yeni-düzenlemeler veya denetleyici kurumların oluşturulması gibi girişimler, finans dünyasının karlılığını engelleyeceğinden, küresel kapitalizmin bugünkü mantığına aykırıdır. Sermaye yanlısı muhafazakar ideologların "şeffaflık' veya "yönetişim' gibi muğlak söz oyunlarıyla finansal serbestleştirmenin sınırlamasına karşı durması bu nedenle boşuna değildir. Küresel kriz sayesinde serbest piyasanın dengeli ve istikrarlı bir ekonomi yaratacağı ve her türlü devlet müdahalesinin kaynak israfına yol açacağını savlayan neoliberal iktisat dogmalarının geçersizliği açıkça ortaya çıkmıştır. "Serbest' piyasaların kuralsızlaştırılarak, "derecelendirme kuruluşları' ya da "bağımsız idari otoriteler - üst kurullar' aracılığıyla denetlenebileceği savı boşa çıkmıştır. İnsan için ve insani koşullara sahip bir üretim yapısı kurulmasının yolu, öncelikle finansal ekonominin gerek ulusal, gerekse uluslararası düzeyde topyekün bir kurallar bütünü içinde, sistemik olarak gözetim altında tutulmasından geçmektedir. TÜRKİYE KRİZİ BANKACILIKTA DEĞİL, ŞİRKETLERDE YAŞAYACAK Türkiye'nin küresel krizi daha çok bankacılık sistemi üzerinden değil, finans dışı şirketlerin üretim, ithalat finansmanı ve işsizlik sorunları aracılığıyla yaşaması olasılığı yüksektir. Zira 2003 sonrası dönemde Türkiye'nin uluslararası ekonomiyle olan ilişkilerinin ana aktörleri bankacılık kesimi dışındaki şirketler ve hanehalkları olmuştur. Bu süreç içerisinde finans-dışı şirketlerin ve hanehalklarının dış borçlarının hızla artmakta oluşu; ve özellikle şirketlerin ekonomik faaliyetlerini sürdürebilmek için aşırı derecede ithalat ve dış borçlanma bağımlılığı içine sürüklenmesi, ulusal ekonomik dengelerde önemli bir kırılganlık kaynağı oluşturmuştur. 2009'da dünya ekonomisinin durgunluk içine sürüklenmesi ve uluslararası finansman girişlerinin daralması nedeniyle bu kırılganlıkların su yüzeyine çıkacağı, IMF ve TC Merkez Bankası da dahil olmak üzere bir çok kesim tarafından dile getirilmiştir. 2003 sonrası dönemde Türkiye ekonomisinin yaklaşık 85 milyar dolarlık bir sıcak para şoku yaşadığı ve 2006'ya değin süregelen girişlerin 2008'de yerini büyük çıkışlara bırakmakta olduğu gözlenmektedir. IMF İLE YENİ PROGRAM ŞANTAJINA BOYUN EĞİLMEMELİ Buna ek olarak, özel yabancı bankalar Türkiye ticari bankacılık kesiminin finansmanını üstlenmekten kaçınmakta, özel ticari kredilerin de daralması durumunda dış finansmanın bütün yükü resmi kredilere ve IMF ve Dünya Bankası kredilerine yöneltilmektedir. Bu kredilerin ekonomik ve siyasal şartlarının ne kadar ağır olduğu çokça yaşayarak da öğrenildiği için Türkiye'de herkes tarafından bilinmektedir. Türkiye "IMF ile yeniden program yapılsın' şantajına boyun eğmemelidir. Bilindiği üzere, Türkiye IMF ile daha 1998'in Ağustos ayında Yakın İzleme Anlaşması imzalamış ve iktisadi yönetimini IMF'nin denetim ve gözetimine terk etmiştir. Türkiye'nin IMF ile olan on yıllık birlikteliğinin ayrıntılı bir dökümü Bağımsız Sosyal Bilimciler'in Yordam Kitap tarafından Mart 2007'de yayımlanmış olan IMF Gözetiminde On Uzun Yıl, 1998-2008: Farklı Hükümetler, Tek Siyaset başlıklı incelenmesinde sergilenmiştir. Bu uzun birlikteliğin ardından elde edilen bilgi ve deneyim birikimi, "IMF programının' temel unsurlarının ve uzantılarının iki kümede toplanabileceğini gösteriyor: Uluslararası sermaye hareketlerine tam serbesti sağlamak ve Türkiye'nin uluslararası finans şebekesine yüksek reel faiz sunan bir ekonomi olarak eklemlenmesini gözetmek; yüksek reel faizin cezbettiği sıcak para akımlarının olası kıldığı ucuz döviz kaynakları aracılığıyla Türkiye'yi bir ucuz ithalat merkezine dönüştürmek, bu arada bir yandan kaçınılmaz olarak genişleyen cari işlemler açığının finansman gereksinimi, bir yandan da YTL'li yüksek kredi faizlerinden kaçmak isteyen şirketlerin ucuz dövizli krediler araması sonunda dış borçlanmanın dört nala artışı. "Yapısal reformlar' söylemi altında, iktisadi politikaları demokratik kontrol süreçlerinin dışına çıkartmak ve devletin ekonomideki rolünü uluslararasılaşmış sermayeye yeni kaynak aktarım mekanizmaları sağlayacak biçimde yeniden düzenlemek; "işgücü piyasalarının esnekleştirilmesi' adı altında emeğin kazanımlarının sınırlandırılmasını gözetmek ve emeğin ulusal gelirden aldığı payın azaltılması yoluyla sermaye birikiminin önünü açmaya çalışmak; "özelleştirme' söylemleri ile kamu kesiminin stratejik nitelikli varlıklarının yerli ve yabancı sermaye kesimlerine aktarılmasını yönlendirmek ve devletin ekonomiye müdahale olanaklarını olabildiğince kısıtlayarak, ekonomimizin geleceğini sermayenin kar ve rant elde etmeye yönelik çıkar hesaplarına terk etmek... "IMF PROGRAMININ BEDELİ CARİ AÇIK VE İŞSİZLİK" Türkiye, IMF programı altında dış borçlanmaya dayalı, spekülatif nitelikli bir büyüme süreci yaşamıştır. Bu sürecin bedeli ise ileri düzeyde dış kırılganlık (cari işlemler açığı) ve göreceli olarak düşük istihdam (yüksek işsizlik) olarak ortaya çıkmıştır. Program, son beş yılda Türkiye'nin dış borç stokunu dolar bazında iki misli arttırılması sayesinde 1999-2001 arasında gerileyen potansiyel hasıla düzeyine yeniden ulaşmak için gereken ithalatın finansmanını sağlamış, ancak işsizlik ve cari açığın yüksek tempoda sürdürülmesine seyirci kalmıştır. Türkiye, yükselen piyasa ekonomileri diye anılan grup içerisinde, yüksek cari işlemler açıkları ve dış borç yükü nedeniyle, küresel krizin etkilerini en yoğun yaşayan ekonomiler arasındadır. Bu durum on yıldır kesintisiz uygulanmış bulunan IMF programının ve AKP Hükümetinin bu programı uygularken yaptığı siyasi tercihlerin doğrudan bir sonucudur. Bu gözlemler ışığında, yukarıda sıralanan hedefler doğrultusunda hala "yabancı yatırımcıya güvence vermek' söylemi altında yeniden oluşturulacak bir IMF programının ne Türkiye ekonomisinin kronikleşen dış açık ve ithalata bağımlı yapısına, ne de ayakta kalma mücadelesi veren emekçilerin her gün artan sorunlarına çözüm üretebileceğini vurgulamamız gerekmektedir. "İŞSİZLİKLE MÜCADELE ANA AMAÇ OLMALI" Emekten ve ulusal bağımsızlıktan yana bir istikrar -ve giderek kalkınma- stratejisinin temel unsurları olarak şu önlemlerin önemini vurgulamak istiyoruz: İşsizlikle mücadele ve emekçi halkın gelirlerinin korunması istikrar programının ana amacı olmalıdır. Bu amaç doğrultusunda olası IMF programının daraltıcı reçeteleri reddedilmeli; Batı ülkelerinin, neoliberal modelin tüm öğelerini çiğneyerek uygulamaya koydukları genişletici ve istihdam arttırıcı önlemler örnek alınmalıdır. ABD ve Britanya gibi çok yüksek cari açıklarla krize sürüklenen Batı ülkelerinin, neoliberal modelin tüm öğelerini çiğneyerek uygulamaya koydukları genişletici ve istihdam arttırıcı önlemler karşısında suskun kalan, hatta bunlara örtülü destek veren IMF'nin bizim gibi ülkelere tamamen zıt doğrultuda reçeteler önermeye hakkı yoktur. VERGİ İNDİRİMİ VE İŞSİZLİK SİGORTASI KULLANIMI ÖNERİSİ İşsizlikle mücadele doğrultusunda, örneğin, 2003 tarih ve 4857 Sayılı İş Kanunu'nun "esnek' istihdamın önünü açan ve işten çıkarmayı kolaylaştıran hükümleri gözden geçirilmeli ve söz konusu hükümlerin belirli bir süre için askıya alınması sağlanmalıdır. Özel girişimlere faiz ve dolaylı/dolaysız vergi indirimi yoluyla sağlanacak desteklerin ya da işsizlik sigortası fonundan yararlanmanın kayıtdışılıktan çıkma ve işçiyi işten çıkarmama şartlarına bağlanması gibi önlemler düşünülmelidir. Bu tür taahhüdler, reeskont imkanlarının geliştirilmesini ve karşılık oranlarının düşürülmesini isteyen ticari bankalardan da talep edilmelidir. "SERMAYE ÜZERİNDEKİ VERGİ YÜKÜ YAYGINLAŞTIRILSIN" Kamunun genişleyici politikalarının kamu kesimi bütçe dengelerinde istikrarsızlık yaratmaması için sermaye gelirleri üzerindeki vergi yükü yaygınlaştırılmalıdır. Öncelikle finansal işlemler vergilendirilmelidir. Borsa ve döviz işlemleri üzerine, düşük oranlı, ancak yaygın bir finansal işlem vergisi uygulanmaya konulmalıdır. TC Merkez Bankası'nın ekonomiye olan sorumluluklarını sadece fiyat istikrarı hedefiyle sınırlayan ve merkez bankasını, ulusal para ve finans piyasalarına müdahale edebileceği tüm araçları elinden alarak edilgenleştiren, enflasyon hedeflemesi anlayışı terk edilmelidir. Küresel krizin yayılma biçimi, "döviz ve diğer menkul kıymet piyasalarında istikrar sağlamadan, sadece fiyat istikrarını sağlamış olmanın makro ekonomik istikrarı sağlamaya yetmeyeceği' gerçeğini açıkça ortaya çıkarmıştır. Küresel krizin ana unsurları ürün piyasalarındaki enflasyonist baskılardan değil, finansal varlıkların değerlerindeki şişkinlik ve istikrarsızlıktan kaynaklanmaktadır. Uluslararası şoklara açık ve kırılgan yapısıyla Türkiye'nin uluslararası mal ve finans piyasalarından gelecek kriz dalgalarına sadece faiz oranlarında günlük ayarlamalarla ve "biricik sorumluluğumuz fiyat istikrarıdır' kör inancıyla karşı koyması olanaklı değildir. Bu tespitten hareketle, Merkez Bankası dövizin reel fiyatını hedef alan ve Türk Lirası'nın aşırı değerlenmesini önleyecek tedbirleri uygulamaya koymalıdır. SERMAYE HAREKETLERİ SINIRLANSIN Bu tür politikaların etkili olabilmesi için sermaye hareketlerinin denetim altında tutulması gereklidir. Bu amaçla yabancı sermaye giriş çıkışı, yurtdışından borçlanma ve sıcak para hareketleri, ek vergi, munzam karşılık oranları v.b. önlemlerle sınırlandırılmalı, sermaye hareketlerinin kısa vadeli öğeleri caydırılmalı; ulusal ekonomi spekülatif saldırılara karşı korunmalıdır. Sermaye hareketlerinin bugünkü görünümünde Türkiye'nin dış borcunu döndürmek, uluslararası finans çevrelerinin insafına terkedilmiş durumdadır. Daralması muhtemel döviz girişleri altında dış borçların da yeni bir ödeme profiline kavuşturulması gereklidir. Döviz işlemleri denetim altına alınınca, özel dış borçların anapara öğeleri için döviz tahsis edilmesi yükümlülüğü ortadan kalkacaktır. Alacaklılarla yapılabilecek düzenlemeler, uygun zamanda başlatılabilir. "GÜMRÜK BİRLİĞİ DARALTILSIN" Bilindiği üzere, Gümrük Birliği (GB) anlaşması gereği, üçüncü ülkelerden ithalata karşı Avrupa Birliği'nin ortak gümrük tarifesi uygulanmaktadır. Bu nedenle Türkiye, Dünya Ticaret Örgütü'nün imkan verdiği koruma önlemlerini dahi kullanamamakta ve çok büyük çaplı bir dış ticaret açığı vermektedir. Böylelikle ithalat baskısı rakip ulusal sanayiler üzerine yıkıcı ve işsizliği arttırıcı etkiler yaratmaktadır. Hem krizin etkilerini en aza indirgemek, hem de uzun vadede işsizliği azaltmak için Gümrük Birliği'nin çerçevesi, "DTÖ'nün imkan verdiği koruma önlemlerini kullanarak' veya bizzat "GB anlaşmasının olağanüstü şartlarına ilişkin hükümlerine başvurmak' suretiyle daraltılmalıdır. Reel döviz kurunun hedeflenmesine imkan veren sermaye hareketlerinin denetimi, GB anlaşmasında sözü geçen revizyonlar ve dış borç yükümlülüklerinin zaman içine yayılması, Türkiye ekonomisinin önemli bir istikrarsızlık ve kırılganlık öğesi olduğu kadar, yaygın işsizlik sorununun da temel nedeni olan dış açık olgusunun kontrol altına alınmasını mümkün kılacaktır. Ulusal ekonominin yatay ve dikey bağlantılarının güçlendirilmesinin; ulusal sanayinin ithalat bağımlılığının azaltılmasının; uzun vadede işsizliğin azaltılmasının yolları böylece açılabilecektir. ÖNLEM ALINMAZSA BEDEL AĞIR OLUR Alınmasını önerdiğimiz bu önlemlerin benzerleri ister gelişmiş, ister az gelişmiş olsunlar, ekonomik bunalım yaşamakta olan ülkeler tarafından yakın geçmişte uygulanmıştır. Toplum özgüvenini daha da yitirmeden, birkaç yıl sonrasının daha büyük siyasal ve ekonomik açmazlarına sürüklenmeden bu tür önlemleri almakta gecikmenin, toplumumuza daha büyük bir bedel ödeteceği bilinmelidir. Ülkemiz yaşadığı bunalımdan sahip bulunduğu insangücü, bilgi ve sermaye birikimiyle, uluslar arası finans kapitale ve sermaye çevrelerine bugün istedikleri ağır bedeli ödemeden çıkabilir ve çıkmalıdır. Unutulmamalıdır ki, Türkiye'nin, uzun vadeli ve dengeli bir sanayileşme / kalkınma vizyonu, kısa / orta vadeli ama ardı arkası kesilmeyen istikrar programlarına terk etme zihniyetinden vazgeçmesi gerekmektedir. Sektörler ve bölgelerarası kaynak tahsislerini uzun vadeli bir iktisadi kalkınma stratejisi doğrultusunda yönlendiremeyen hiçbir ülkenin özellikle de Türkiye gibi görece geri bir ekonomik yapılanmanın gelişmiş ülkeler arasına girmesi ve orada varlığını korumaya devam etmesi olasılığı bulunmamaktadır. Kriz dönemleri egemen iktisat anlayışının aşılması ve giderek yenilgiye uğratılması için fırsatlar oluşturur. İlerici, yurtsever, emekten yana sosyal bilimcilerin ortaklaşa düşünme, eleştiri ve araştırma çabalarına girmeleri için kriz konjonktürü uygun bir ortam sunmaktadır. Benzer değerleri, endişeleri paylaşan tüm fikir insanları arasında kurulacak eleştirel ve yapıcı bir iletişimin yarının sömürüsüz, eşitlikçi, özgür Türkiyesi'ni oluşturma mücadelesine katkı yapacağını düşünüyoruz." |
| Yeni Çıkanlar |
| Kapitalizm Demokrasiye Karşı | ![]() |
| Ellen MEIKSINS WOOD | |
| Ellen Meiksins Wood’a göre komünizmin çöküşünden sonra Marksist kuram ve bu kuram açısından kapitalizmin eleştirisi her zamankinden çok önem kazanmış ve gerekli olmuştur. Soldaki günümüz entelektüel akımları, “postmodern” parçalanmışlığa, “farklılıklara”, olasılıklara ve “kimlik politikalarına” vurgu yaparken, bırakın kapitalist sistemin eleştirisini, düşünsel olarak bile kapitalizme hemen hemen hiç yer vermemektedir. Wood, bu kitapta tarihsel maddeciliğin eleştirel programını, onun temel kavramlarını yeniden tanımlayarak canlandırıyor; tarih kuramını orijinal ve yaratıcı biçimde yeniden ele alıyor; toplumsal ilişkiler sistemi ve siyasi iktidar açılarından kapitalizmin özgüllüğünü... |
| Yön - Devrim Hareketi | ![]() |
| Gökhan ATILGAN | |
| Doğan Avcıoğlu liderliğindeki Yön-Devrim Hareketi, Yeni Osmanlılar, Jön Türkler, İttihatçılar, Kemalistler, Kadrocular ve günümüz ‘ulusal solcu’larına uzanan Osmanlı-Türk geleneksel aydın hareketleri içinde bir istisna teşkil eder. Akımın geliştirdiği siyasal söylemin özelliği, kendine öncel aydın hareketlerinin “Türkiye nasıl kalkınabilir?” ana sorunsalı için geliştirdikleri tüm temel kavram ve önermeleri Marksizmden yararlanarak yeniden anlamlandırmayı denemiş olması ve bunları sosyalist bir Türkiye projesi için yeniden bir araya getirmiş olmasıdır. Yön-Devrim Hareketi, sosyalizm vurgusuyla geleneksel aydın hareketlerinin tümünden ayrılır. Buna karşılık, öngördüğü yeni toplumun inşası... |
| Gecenin Kapıları | ![]() |
| Ozan ÖZGÜR | |
| Yıl 1978, Bahçelievler, Ankara. Bir yanda reis Abdullah, Ercüment, Mahmut, Kürşat, Haluk, Bünyamin, Ünal, İbrahim, Duran, Ömer ve diğerleri… Bir yanda Türkiye İşçi Partisi üyesi yedi genç. Bu roman sizi yakın geçmişin unutulmaya yüz tutmuş patikaları arasında uzun bir yolculuğa çıkaracak. Yıllarca hüküm süren ve hâlâ varlığını hissettiren karanlığın kaynağına, Gecenin Kapıları’na götürecek. Hazır olun ve cesaretinizi yanınıza almayı... |
| Kumdan Kitap | ![]() |
| Ali MERT | |
| Ülkemizdeki “işgal gerçeği”ni çarpıcı örnekler ve öykülemelerle ortaya koyan Kumdan Kitap, aynı zamanda politik mizah yönüyle de öne çıkan bir çalışma. İstanbul başta olmak üzere metropollerdeki “büyük satış”a, yoksul semtlerdeki yaşam tarzıyla uydu kentler arasındaki uçuruma, alışveriş merkezlerinde seyre çıkanlara, 2000’lerin sınıf atlama dürtülerine, yoksullaşmanın acı gerçekliğine, medyadan yayılan çürümeye, “iş alemi”ndeki kokuşmaya, şehirlerdeki farklı “toplaşma”lara... uzanan, birbirine bitişe bitişe akıp giden öyküler. Günümüz toplumundaki çarpıklıkları, bireyin sıkışmışlığını ve topyekün bir kurtuluşun olanaklarını tartışmak için, edebi dilin olanaklarıyla devşirilmiş,... |
| Habermas'ı Okumak | ![]() |
| Taner TİMUR | |
| Taner Timur, Felsefi İzlenimler ve Marksizm, İnsan ve Toplum kitaplarında 20. yüzyıl Batı düşüncesinin bir dizi parlak temsilcisini ele almıştı. Bu kitapta ise Frankfurt Okulu’nun en önemli temsilcisi Jürgen Habermas’ı inceliyor. Günümüzde Habermas, filozof, sosyolog ve tarihçi nitelikleriyle kıta Avrupası düşünce geleneğini Anglo-Sakson geleneğiyle buluşturan düşünür olarak tanınıyor. Ülkemizde de tanınıp fikirleri tartışılan bir felsefeci olarak dikkat çekiyor. Taner Timur, bu büyük düşünürü tarihsel maddeci bir perspektifle değerlendiriyor. Onun düşünce alanındaki önemli katkılarının yanı sıra ırkçılığa ve ayrımcı düşünce ve uygulamalara karşı verdiği savaşı takdir... |
| Küreselleşme, Kim İçin? | ![]() |
| Erinç YELDAN | |
| Ülkemizin yetkin iktisatçılarından Erinç Yeldan, Küreselleşme, Kim İçin? kitabında yaşadığımız küresel iktisat ikliminin tarihsel ve güncel analizini yapıyor. Özellikle sayısal verileri, emekçiler açısından can alıcı eğilimleri öne çıkaracak biçimde düzenleyerek yorumluyor. Kavramların içini yeniden doldurarak iktisadın ve ekonomi politikaların nereden gelip, hangi duraklardan geçerek bugünlere geldiğini önümüze seriyor. Üç ana bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde küreselleşme kavramının ideolojik niteliği ele alınıyor ve muhafazakâr, neoliberal ideolojinin doğrudan bir ürünü olduğu ortaya konuyor. İkinci bölümde neoliberal küreselleşmenin iktisat siyasası, kuramsal... |
| Kapitalizm ve Köylülük | ![]() |
| Oya KÖYMEN | |
| Ünlü tarihçi Hobsbawm’a göre: “20. yüzyılın ikinci yarısında, bizim geçmiş dünyayla ilişkimizi sonsuza kadar koparan en dramatik ve çok önemli sonuçları olan toplumsal değişim köylülüğün ölümüdür. (...) Avrupa ve Ortadoğu çevresinde yalnızca bir köylü kalesi kaldı –Türkiye’de köylülük azaldı ama 1980’lerin ortasında hâlâ mutlak çoğunluk olmaya devam etti.” İşte bu kitabın temel konusu da dünyada ve Türkiye’de tarihsel, kuramsal verilerin ışığında, köylülükle ilgili tartışmaların eşliğinde, kapitalizmle birlikte köylülüğün geçirdiği dönüşümler; özellikle de Türkiye’de köylülüğün başına gelenlerin hikâyesidir. Değişik kapitalizm modellerindeki köylülüğün farklı değişim süreçlerinin... |
| Köle | ![]() |
| Hans KIRK | |
| 17. yüzyılın sonlarına doğru Yeni Dünya’dan İspanya’ya doğru yola çıkan, altın yüklü bir İspanyol hazine gemisi... Gemide dönemin sınıfsal yelpazesinin neredeyse her renginden insan vardır. Ve hepsi bulundukları yerden bakmaktadır dünyaya. Derken bir Kızılderili köle çıkar sahneye. İlkel ve basit düşünen genç bir adamdır bu. Ama onun bu ilkel ve basit düşünceleri, dönemin “uygar” ve “iktidar sahibi” güçlerine ve onların yaklaşımlarına karşı kimliğini savunma cüreti ve inadıyla birleşince, gemide her şey altüst olur… Köle, hem içeriği, hem de yazılma nedeni ve koşulları açısından son derece ilginç bir roman. Siyasi mücadelenin tam ortasına atılmış bir komünist olan Danimarkalı yazar,... |
| Kod Adı Küreselleşme | ![]() |
| Sungur SAVRAN | |
| Küreselleşme, toplumsal bilimlerden siyasete, kültürden günlük hayata her alanda günümüz tartışmalarının kilit kavramı olarak sunuluyor. Küreselleşme ile birlikte yepyeni bir çağın başladığı, ulus devletin gününün dolduğu, emperyalizmin geride kaldığı, insanlığın kucaklaştığı ileri sürülüyor. En önemlisi, küreselleşmenin mevsimler kadar kaçınılmaz, geri çevrilemez bir süreç olduğu iddia ediliyor. Sungur Savran, bu kitapta küreselleşme teorilerini ayrıntılı biçimde irdeleyerek efsane ile gerçeği birbirinden ayırmaya yöneliyor. Ulaştığı sonuç, ne küreselleşme taraftarlarının ne de küreselleşmeyi ulusalcı bir temelde eleştirenlerin günümüz dünyasını kavramakta bize rehber olabileceği. Kod... |
| Marx'ın Kapital'i | ![]() |
| Ben FINE, Alfredo SAAD-FILHO | |
| Bu özlü kitap Marx’ın temel yapıtı Kapital’e klasik bir giriş niteliğindedir. Çeyrek yüzyılı aşkın bir süredir birçok dile çevrilmiş olan kitap, bu yeni baskı için baştan sona gözden geçirilip güncellenerek ekonomi politiğin en önemli metinlerinden birine ideal bir giriş özelliğini kazandı. “Kapital’in ekonomi politiği konusundaki bu uzmanlık kılavuzu her zaman mevcutların en iyisi olmuştu. ... Kesinlikle tavsiye ediyorum.” David Harvey “Marx’ın Kapital’i’nin [bu] yeni baskısı şimdiye kadarki en iyi baskı. ... Lisans öğrencileri için Kapital’e bir giriş olarak benzersiz.” Profesör Michael A. Lebowitz “Bu dördüncü baskı seleflerinin... |











